Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) ile Işık Kitabevi tarafından ortaklaşa düzenlenen bir etkinlikte, bugün (31 Ekim) Kıbrıslı sanatçı Mehmet Yaşın YDÜ’de bir konferans verdi.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, konferansın başında Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bülent Yorulmaz, sanatçı Mehmet Yaşın ve eserleri hakkında kısa bir tanıtım konuşması yaptı. Yorulmaz, konuşmasında 1994 yılında YDÜ’de kurulan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde “Kıbrıs Türk Edebiyatı” adlı dersin okutulduğunu belirterek: “Amacımız Kıbrıslı Türk sanatçıları da öğrencilerimize en iyi şekilde tanıtmaktır. İşte bugün aramızda hem Kıbrıs’ta hem Türkiye’de hem de İngiltere’de yazdığı şiir, roman ve diğer edebiyat türleriyle çok tanınan ve birçok ödül alan Kıbrıslı bir edebiyat sanatçımızı Üniversitemizde ağırlamaktan gurur duyuyoruz” dedi.

Daha sonra söz alan sanatçı Mehmet Yaşın konferansında özetle şunları söyledi: “Öncelikle edebiyat tahsili yapan siz gençlerle ve konferansa katılan diğer sanatseverlerle bir arada olmaktan duyduğum mutluluğu dile getirmeliyim. Kıbrıs Şiiri Antolojisi’ni hazırlarken rahmetli annemin ve şu anda İstanbul’da yaşayan babam Özker Yaşın’ın arşivleri başta olmak üzere birçok kaynaktan yararlandım. Antolojide önce Osmanlı dönemindeki Kıbrıslı şairlerin eserlerine, daha sonra da 1890’lı yıllarda ortaya çıkan ilk basılı eserlere yer verdim. Daha önce Divan Edebiyatı ve Halk Edebiyatı tarzında yazılan şiirlerden sonra da bu dönemde Kıbrıs’ta çeşitli edebiyat türlerinin ortaya çıktığı görülür. Yine bu dönemde Seher Hanım gibi ilk kadın şairlerle birlikte, Vecihe Hulusi gibi bayan öykü yazarlarının eserleri de dikkat çekicidir. Bir din adamı olan Sait Hoca’nın yazdığı operetlerle, köy öğretmenlerinin yazdığı piyeslerden elde edilen gelir, Türkiye’deki Kurtuluş Savaşı için Anadolu’ya gönderildi. Gazeteler de Kıbrıslı Türk Edebiyatı’nın gelişmesinde önemli bir unsur olur. Gazetelerde yayınlanan şiirler, öyküler, anı ve gezi türleriyle edebiyatımız daha da gelişir. Ben antolojide uygulamama rağmen, Kıbrıslı Türk Edebiyatı’nı dönemlere ayırarak incelemenin doğru bir yöntem olduğunu kabul edemiyorum. 1950’lerden sonra serbest şiire geçilir. Bu dönemde özelikle milliyetçi akım ön plandadır. Bir süre sonra II. Yenilerin etkisiyle Mehmet Kansu ve Fikret Demirağ’ın öncülüğünde yeni şairler eserler vermeye başlar. Bence, sanatçı siyasetle uğraşmamalı. Ancak 1974’ten sonra Kıbrıslı Türklerin kimlik sorunu ortaya çıkar. 1974 sonrası Rum kesimindeki edebiyatı da tanıma fırsatımız doğuyor. Kıbrıslı Türk Edebiyatı sözlerini tamamıyla Türk Edebiyatı’nın bir parçası olarak da düşünebiliriz, örneğin evrensel bir bakış açısıyla bir Akdeniz Edebiyatı’nın bir parçası olarak da nitelendirebiliriz. Ben İngiltere’de, çift uyruklu olarak yaşadığım için bana İngiltere’de bazen Kıbrıslı Türk şair, bazen de İngilizce dışında farklı dillerle yazan İngiliz şairi diye hitap ediyorlar. Bunu yadırgamamak gerek. Çünkü edebiyatçı eser verirken kendini bir araç yerine koymuyor; ancak sanatını icra ederken Kıbrıslı Türk olduğunu söylüyor. Sonuçta biz sanatçılar verdiğimiz eserlerle Kuzey Kıbrıs’ı dünyaya tanıtıyoruz.”


Yakın Doğu Üniversitesi’nden (YDÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ümran Dal, 13-15 Ekim 2008 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) düzenlenen, 5. Uluslararası Sağlık Bakım Sistemleri Kongresi’ne katılıp, orada bir bildiri sundu.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, ABD’nin Milwankee şehrinde Wisconsin Üniversitesi tarafından düzenlenen uluslararası kongrede Yrd. Doç. Dr. Ümran Dal “Profesyonel Hemşirelikte Tanışma Dersinin Eğitime Yeni Başlayan Öğrenci Hemşirelerin Mesleği Algılamalarına Etkisi” adlı bir bildiri sundu.

Yrd. Doç. Dr. Ümran Dal, ABD’de sunduğu bildiri hakkında özetle şunları söyledi: “Bildiri profesyonel hemşirelikle tanışma dersinin eğitime yeni başlayan öğrenci hemşirelerin mesleği algılamalarına etkisini belirlemek amacıyla hazırlandı. Bildirideki bulgular, 2005–2006 eğitim-öğretim yılında I. sınıfta öğrenim gören 62 hemşirelik öğrencisi üzerinde yapılan araştırma ve anketler sonucu ortaya çıkmıştır. Bu yıl ilk kez YDÜ’de müfredat programında yer alan Profesyonel Hemşirelikle Tanışma dersinin ilk saatinde öğrencilere hemşirelik mesleği hakkındaki bilgilerini, düşüncelerini, duygularını belirlemek amacı ile anket uygulandı. Daha sonra öğrencilere dersin hedefleri, içeriği, öğretim yöntemleri anlatılmış ve bir dönem süresince bu ders, aktif öğrenme yöntemleriyle işlenmiştir. Dönem sonunda ilk derste uygulanan aynı anket formu, öğrencilere tekrar verilmiş ve öğrencilerin ders öncesi ve sonrasında, hemşirelik mesleği hakkındaki bilgileri, görüşleri tarafımızdan gruplandırılarak değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sıklık ve yüzdelik sayılar kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre “Profesyonel Hemşirelikle Tanışma” dersinin öğrencilerin mesleği algılamalarına olumlu etkisi saptanmıştır.”


Yakın Doğu Üniversitesi’nden (YDÜ) bir grup akademisyen geçtiğimiz günlerde Aksaray ve Kırşehir Üniversitelerinin birlikte gerçekleştirdikleri “I. Uluslararası Her Yönü ile Yunus Emre Sempozyumu”na katılarak birer bildiri sundu.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, Aksaray’da gerçekleştirilen sempozyumda, YDÜ Türkçe Öğretmenliği Bölüm Başkanı Yrd. Doç.Dr. Ömer Yaraşır “Yunus’un Risâletü’n-Nushiyye’de Kibir ve Tevazu Kavramlarını Ele Alışının Atebetü’l-Hakâyık’takinden Farkı” başlıklı bildirisini sundu. Yrd. Doç. Dr. Yaraşır konuşmasında kibir ve tevazu kavramlarının Türk kültürü ve özellikle tasavvuf çerçevesinde çok önemli bir konu olarak işlendiğini, Edib Ahmed Yüknekî’nin bu kavramları ele alırken ortaya koyduğu doğrudan anlatıma karşılık, Yunus Emre’nin somutlaştırma yoluyla teatral bir yapıda yaklaşım ortaya koyduğunu belirtti. Yrd. Doç. Dr. Yaraşır bildirisinde Yunus’un bu tarzıyla ve uyguladığı yöntemle aynı zamanda Türk Edebiyatının yükselmesi açısından da çok değerli bir eser ortaya koyduğunu vurguladı.

YDÜ Rumi Enstitüsü Yunus Emre Araştırmacısı Dr. Roderick Grierson ise sunduğu bildiride, Rumi Enstitüsü tarafından yayımlanan, Süha Faiz’in tercüme ettiği 157 Yunus Emre şiirini kapsayan “Yunus Emre” kitabı hakkında bir değerlendirme yaptı. Değerlendirmesini “Gönül Şehrine Giden Yol” başlığı altında yapan Dr. Grierson, Süha Faiz’in Yunus Emre’nin şiirleri ile tanışmasını takiben, hayatında meydana gelen değişiklik ve buradan doğan Yunus Emre aşkı ile Yunus’un şiirlerini İngilizce’ye tercüme etme ihtiyacını duyduğunu ifade etti. Ayrıca Süha Faiz tarafından yapılan tercümenin Oryantalistler tarafından yapılmış Yunus Emre yayımlarından daha değerli olduğunu vurguladı.

Sempozyuma katılan Rumi Enstitüsü Başkanı Gökalp Kamil’in verdiği bilgiye göre, Değerlendirme Komitesinin aldığı karar doğrultusunda, bu konferans serisinin ikincisi 2010’da Bakü’de, üçüncüsü ise 2011’de KKTC’de Yakın Doğu Üniversitesinde yapılacaktır.


Yakın Doğu Üniversitesi’nden (YDÜ) öğretim görevlisi, Türkolog Erdoğan Saracoğlu, 20-25 Ekim tarihleri arasında Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından Ankara’da düzenlenen VI. Uluslararası Türk Dili Kurultayı’na katılarak bir bildiri sundu.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Kurultaya 23 farklı ülkeden 425 bilim insanı katılarak, Türk dili ve ilgili çeşite bildiriler sundular. 20 Ekim Pazartesi günü sanat 10:00’da Bilkent Otel ve Konferans Merkezi’nde açılışı yapılan kurultayda açış konuşmasını TDK Başkan Prof. Dr. Şükrü H. Akalın yaptı. T.C. Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile T.C. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de katılıp birer konuşma yaptıkları açılış töreninde, Erdoğan Saracoğlu yabancı ülke heyetleri adına yapılan selamlama konuşmalarında da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) delegesi olarak bir konuşma yaptı ve kurultayın Turkoloji dünyasına büyük katkılar sağlamasını dileyerek, tüm katılımcılara KKTC halkının selam ve sevgilerini iletti.

Her gün 10 farklı konferans salonunda, sabah ve öğleden sonra olmak üzere 9 oturum halinde gerçekleşen kurultayda, 24 Ekim Cuma günü Meriç Konferans Salonunda oturum başkanlıkların Prof. Dr. Yavuz Akpınar ile Doç. Dr. Murida Nouruzova’nın yaptığı oturumda Erdoğan Saracoğlu “Kıbrıs Ağzının Azerbaycan ve Gagavuz Türkçeleriyle Olan Fonetik Benzerlikleri” konulu bildirisini sundu. Bildirisinin birinci bölümünde Kıbrıs Ağzı’nın belirgin fonetik özellikleri üzerinde kısaca duran Saracoğlu, Kıbrıs Ağzındaki ses değişmeleri ile birlikte, ses düşmesi ve metatez gibi diğer fonetik özelliklerle ilgili örnekler sundu. Bildirinin ikinci bölümünde önce Oğuzcaya dayanan Batı Lehçesi’nin kolları olan Türkiye, Azerbaycan, Gagavuz ve Türkmen Türkçeleri hakkında özlü bilgiler veren Saracoğlu, daha sonra Kıbrıs Ağzı ile Azerbaycan Türkçesi’nin yazı dilindeki genetik benzerliklerini tek tek ele alarak, bu benzerliklerle ilgili örnekler verdi. Saracoğlu ikinci bölümün sonunda da Kıbrıs Ağzı ile Azerbaycan Türkçesi’nin bazı morfolojik benzerliklerine değindi. Üçüncü bölüm de ise Erdoğan Saracoğlu Gagavuz Türkçesi üzerinde durarak Gagavuz Türkçesinin fonetik özelliklerine örnekler vererek, Kıbrıs Ağzı ile Gagvuz Türkçesindeki benzerlikleri saptadı.

Erdoğan Saracoğlu’nun bildirisi özellikle Azerbaycan ve Moldovya ile Moldovya dışında yaşayan Gagavuz bilim adamları tarafından büyük bir ilgi ile izlendi. Değerlendirme toplantısında da bu konunun Türkoloji çalışmalarında ilk kez ele alındığı vurgulandı. Ayrıca bilim adamlarınca yapılan tartışmalarda, son yıllarda Kıbrıs’ta yayınlanan bazı eserlerde “Kıbrıs Türkçesi” ifadesinin kullanıldığını, ancak bunun yanlış olduğu, Kıbrıs’ta kullanılan Türkçe’nin ayrı bir lehçe olmadığı ve Türkiye Türkçesi’ne bağlı bir ağız olduğu için “Kıbrıs Ağzı” olarak ifade edilmesi gerektiği oturuma katılan bilim adamları tarafından benimsendi. Ancak Kıbrıs’taki bazı yerleşim yerlerinde (Mesarya, Karpaz, Dillirga gibi) Kıbrıs Ağzı genelinde büyük boyutlarda olmayan ufak tefek fonetik farklılıklar olduğu da dikkate alınarak, bu farklılıkların Kıbrıs’ta değişik ağızlar oluşturamayacağı; ancak yeniden bir düzenleme yapılarak bu gölgelerde konuşulan Türkçe’nin Kıbrıs Ağzı’nin alt birimleri olarak gösterilmesinin yararlı olacağı kanısına varıldı.


Yakın Doğu Koleji (YDK), Fransızca Dil Eğitimi Diploması anlamına gelen DELF sınavlarında, A1, A2 ve B1 seviyelerinde bu yıl da büyük bir başarı elde etti.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, Yakın Doğu Koleji öğrencileri başarı belgelerini, geçtiğimiz günlerde Kıbrıs Türk Fransız Kültür Derneği’nin yeni lokalinde düzenlenen bir törenle aldı.

A1 seviyesinde en yüksek notu alan Yakın Doğu Koleji öğrencisi Çiğdem Çardak, aldığı takdir belgesiyle de Kolej için ayrı bir gurur kaynağı oldu. Kalabalık bir topluluğun katıldığı yeni dernek lokalinin açılışının ardından yer alan bir törenle öğrenciler heyecanla bekledikleri belgelerini davetliler huzurunda almanın mutluluğunu yaşadılar.

Ayrıca, Yakın Doğu Koleji Müdürü Işılay Arkan, Yakın Doğu Koleji’nde düzenlediği bir tören ile DELF sınavlarında başarı gösteren öğrencilerini tebrik ederek hem öğrencilerin hem de okulunun tüm alanlardaki başarılarının devamı temennisinde bulundu.


Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Büyük Kütüphanesi İdari ve Halkla İlişkiler Bölümü tarafından, 2008-2009 Akademik Yılı için okula yeni kayıt yapan öğrencilere “Kütüphane Tanıtım Turları ve Kullanıcı Eğitimi Günleri” düzenliyor.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, öğrencilerin büyük ilgiyle katıldıkları oryantasyon programı, Ekim ayı sonuna kadar devam edecek. Oryantasyon programında, Yakın Doğu Üniversitesi Büyük Kütüphanesi’nin kullanım kurallarını, OPAC’lar (öğrenci bilgisayarları) ve elektronik veritabanlarının kullanımları hakkında bilgi verilecek.

Üniversite yetkililerinden verilen bilgiye göre, Ekim ayı boyunca devam edecek olan “Kütüphane Tanıtım Turları ve Kullanıcı Eğitimi Günleri”nde, öğrencilerin doğrudan YDÜ Büyük Kütüphanesi hakkında tüm sorularına uygulamalı olarak cevap verilecek.


Yakın Doğu Üniversitesi’nde (YDÜ) Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü öğrencileri, geçtiğimiz günlerde ünlü Amerikalı tiyatro eğitmeni, oyuncu ve yönetmen James Thomas Bailey ile 2 günlük bir atölye çalışması yaptı.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, ünlü tiyatro Eğitmeni James Thomas Bailey’in esas uzmanlık alanı doğaçlama eğitimidir. James Thomas, doğaçlama çalışmalarında tiyatro oyuncusunun toplum içerisinde rahat ve anlaşılır olması gerektiğini ve bunun için de oyunculuk okuyan her öğrencinin toplum içerisinde kendini rahat ifade edebilmesinin inceliklerini aktarır öğrencilere. James Thomas 2 gün süreyle YDÜ Tiyatro Bölümü ana sanat dalı öğrencileriyle birlikte Atölye Çalışması (workshop) yaptı. Öğrencilere bu konuda bilgi, deneyim ve doğaçlama tekniklerini aktardı. Çok eğlenceli ve yararlı geçen 2 günlük çalışma sonrasında, James YDÜ Sahne Sanatları Fakültesi Oyunculuk Ana Sanat Dalı’nda okuyan öğrencileri çok ilgili, yetenekli ve kendine güvenen ve katılımcı olarak yorumladı. Gittiği yerlerde, okullarda ve tiyatrolarda, gençlerin bu tür çalışmalarda tutuk olduklarını ve katılımlarının zaman süreci içerisinde olduğunu; fakat Oyunculuk öğrencilerinin aldıkları eğitimlerden dolayı bu çalışmalarda böyle bir sıkıntı yaşamadıklarını ve çok yararlı bir çalışma ortaya koyduklarını belirtti.

2 günlük çalışmanın ileri safha çalışmasının gelecek yıl üniversitemize tekrar gelerek öğrencilerimizle çalışmak istediğini belirten James Thomas, gelecek yıl için yine YDÜ öğrencileriyle buluşmak üzere sözleşti.


Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Sağlık ve Kondisyon Merkezi’nde ortaokul öğrencilerine yönelik Tai Chi Chuan isimli Uzak Doğu sağlık sporu yeni ders yılı programında yerini aldı. 20’den fazla Yakın Doğu Koleji öğrencisinin haftalık seçmeli dersi olan bu spor dersi Kuzey Kıbrıs’ta ilk defa verilecektir.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, Tai Chi Chuan (TCC) eski Çin’de oluşmuş, hem sağlık hem spor performansının iyileşmesi amacıyla yapılan bir egzersizdir. Son 50 yılda Batıda bu egzersize hızla artan ilgi, Uzak Doğu sporların hareketlerinin solunum temposunun ve zihnisel konsantrasyonun bir araya gelmesiyle vücudun psikosomatik birleşimini ve enerjinin serbest dolaşımını sağlamaktadır. Sonuçta TCC çalışması zihin enerjisinin vücut enerjisiyle olan bütünleşmesini gerçekleştiren sportif bir faaliyettir.

Tai Chi Chuan egzersizi yavaş tempoda yapılan, boks-bale-jimnastik karışımını hatırlatan ve biri o birini sırasıyla değişen bir dizi hareketlerden ibarettir. TCC esnasında karmaşık hareketlerin koordineli bir şekilde ve sırası bozulmadan yapılması insanların bu hareketlere sürekli konsantre olmasını mecburi kılmaktadır. Ayrıca, insan aynı zaman birimi içinde 2 olay üzerinde düşünemediği için harekete sağlanan konsantrasyon bireyin TCC süresince diğer düşüncelerden uzak olmasını sağlar. Egzersizin yapılması sırasında kasların gevşemesi sayesinde enerji birikimi ve yorgunluğun giderilmesi de sağlanmaktadır. Ta Chi Chuan dersini yürüten YDÜ Sağlık ve Kondisyon Merkezi Müdürü Doç. Dr. Şahin Ahmedov’a öğrencilerin Tai Chi Chuan egzersizine büyük ilgi duyduğunu belirterek bu derste en az yetişkinler kadar beklenilmeyen başarı gösterdiklerini söyledi.


1958 yılında kurulan ve Kıbrıs Türk Mücadele tarihinin temel taşlarından olan Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) 50. kuruluş yılı kutlamaları, 20 Ekim Pazartesi günü Yakın Doğu Üniversitesi’nde (YDÜ) düzenlenecek olan açılış töreni ile başlayacak.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, 20-23 Ekim tarihleri arasında TMT 50. yıl Etkinlikleri Kutlama Komitesi tarafından “Kıbrıs Türk Milli Mücadelesi ve Bu Mücadelede TMT’nin Yeri” konulu Uluslararası bir Sempozyum düzenlenecek. Sempozyumun ilk iki günü (20-21 Ekim) Yakın Doğu Üniversitesi’nde, 22 Ekim Çarşamba Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde, 23 Ekim Perşembe günü ise Girne Amerikan Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek. Altı oturumun YDÜ’de, iki oturumun Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde ve bir de oturumun da Girne Amerikan Üniversitesi’nde düzenlenecek olan uluslararası sempozyumda yerli ve yabancı yaklaşık 40 konuşmacı bildiri sunacak.

Uluslararası Sempozyumun açılış töreni, 20 Ekim Pazartesi günü YDÜ Büyük Kütüphanesi’nin 2 numaralı konferans salonunda, saat 8:30’da yapılacak. Şehitler ve Atatürk için yapılacak olan saygı duruşunun ardından okunacak olan İstiklâl Marşı’ndan sonra törende ilk konuşmayı YDÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şenol Bektaş yapacak. Daha sonra 50. Yıl Kuruluş Komitesi Başkanı Yılmaz Bora ile Sempozyum Koordinatörü İsmail Bozkurt’un konuşmalarından sonra, sempozyuma katılan konuklar adına da konuşmalar yapılacak. Kutlama Komitesi’nin plaket sunumu ve hizmet ödülünün verilmesi ile açılış töreni sona erecek. Açılış töreninin ardından birinci oturum yine aynı salonda saat 10:20’de başlayacak.

TMT 50. yıl Etkinlikleri Kutlama Komitesi, uluslararası sempozyumun tüm halkımıza ve özellikle gençlerimize açık olacağını önemle vurguladılar.


Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) bünyesinde etkinlik gösteren Yakın Doğu Koleji bu yıl, yabancı dil ve uluslararası eğitim kurumlarının burs sınavlarında büyük başarılara imza atıyor.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, bu yıl Amerika Birleşik Devletleri’nin Fulbright Burs Komisyonu tarafından tüm ada çapında verilen 6 Tam Fulbright Bursu’nun dördünü Güney Kıbrıs’taki öğrenciler, ikisini de Yakın Doğu Koleji’nde öğrenim gören 12. sınıf öğrencilerinden Medya Dorak ile Şifa Sarıca kazandı. Ayrıca Mayda Dorak tüm Kıbrıs genelinde verilen iki Sophie Bursu’nu da alarak büyük bir başarı elde etti.

Yakın Doğu Koleji Müdürü Işılay Arkan konuyla ilgili olarak özetle şunları söyledi: “Öğrencilerimizin bu büyük başarısı bizleri gerçekten çok mutlu kıldı. Amacımız ülkemiz gençliğini eğitirken özelikle anadilimiz Türkçe yanında yabancı dile de önem vererek, onları çağdaş dünyanın yaratıcı, araştırıcı bireyleri olarak yetiştirmektir”.


Açılışa Türkiye’den TC Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek de katılacak.

Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) İnovasyon ve Bilişim Teknolojileri Merkezi, 15 Ekim Çarşamba günü üniversitenin İnovasyon ve Bilişim Merkezi alanında saat 17:00’de düzenlenecek olan bir törenle açılıyor.

Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, YDÜ İnovasyon ve Bilişim Merkezi’nin açılışına Türkiye’den TC Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Nükhet Hotar Göksel ile Mehmet Necati Çetinkaya ve AK Parti Kurucu üyesi Genel Sekreter İdris Naim Şahin de katılacak.

Saat 17:00’de başlayacak olan açılış töreninde sırasıyla YDÜ Rektörü Prof. Dr. Ümit Hassan, YDÜ Mütevelli Heyeti Başkanı İrfan Suat Günsel, KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ve TC Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek birer konuşma yapacak.

8 bin 500 m² kapalı alana sahip 5 katlı İnovasyon ve Bilişim Teknolojileri Merkezi’nin zemin katında, fiziki araştırmaların yapılacağı laboratuarlar yer alırken; diğer dört katta ise, süper bilgisayarlarla birlikte, kurum dışından gelebilecek, yüksek donanım ve araştırma içeren taleplerin karşılanabileceği interaktif çalışma alanları da bulunuyor. Merkez bünyesindeki süper bilgisayarlarda, geleceğe yönelik iklim değişiklikleri, deprem simülasyonları, tıp, eczacılık ve genetik gibi alanlarda bilimsel çalışmalar planlanırken, YDÜ’nün süper bilgisayarları 10 Nisan’dan bu yana yürütülen, Uluslararası “Kanseri fethedelim” projesinde önemli görevler üstlenerek, dünya sıralamasında birinci sıraya oturmuştur. İnovasyon ve Bilişim Teknolojileri’nin Süper Bilgisayarları, saniyede 12 Trilyon işlem yapabilme kapasitesine sahip. Bilgi kadar, bilgiye ulaşmanın da önemini kavrayan YDÜ şimdi de, bilgi bütünlüğünün öneminden hareketle “Bilgi Bütünlüğü Devrimini” başlatıyor. Çünkü bu merkez, araştırma, geliştirme ve inovasyon aktivitelerinin güç merkezi olacak. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni bir araştırma üssü haline getirecek İnovasyon Merkezi; dünyadaki diğer araştırma alanlarıyla işbirliği vasıtasıyla bölgede sinerji oluşturarak, çok ortaklı projeler yaratacak. Bilim dünyasındaki yeniliklere ve araştırma projelerine asla kayıtsız kalmayan YDÜ, insanlık tarihinin en önemli deneyi olarak kabul edilen CERN deneyine de kayıtsız kalmadı. Bundan hareketle; 15 Milyon Gbit (cigabayt) değerindeki veri analizi için dünyanın 33 ülkesindeki en hızlı bilgisayarlardan yararlanacak olan bilim dünyasına bir katkı da Yakın Doğu Üniversitesi’nin Süper Bilgisayarları’ndan sağlanacak.


Yakın Doğu Üniversitesi’nin (YDÜ) kültürel etkinlikleri çerçevesinde dün, YDÜ’de “Sümerler-Azerbaycan ve Ozanlık Geleneği” konulu bir konferans düzenlendi.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre konferans, YDÜ Atatürk Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Habib Derzinevesi tarafından verildi. Konuşmacı konferansının başında ozanlık geleneğinin ilk başlangıç noktasının Hazar Denizi havzası olduğunu belirterek, Sümerlerin Mezopotamya’ya gelmeden önceki ilk yerleşim yerlerinin Hazar Denizi yöresi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Habib Derzinevesi, buna kanıt olarak, Sümerlerin levhalarının birçoğunun okuma ve tercümesinin yapan Samuel Nuh Chimer’in söylediği, “Sümerler, Kafkasya’nın ve Hazar Denizi’nin ötesinden Iran’ın batı bölgelerine gelmişlerdi” sözünü hatırlattı.

Prof. Dr. Habib Derzinesi konferansında özetle şunları söyledi: “Mezopotamya’dan elde edilen belge ve bilgilere göre musiki, İlamlılar ve Sümerlerin dışında Caspi ve Hurilerin sosyal yaşamlarında önemli yer tutmaktadır. Büyük bir ihtimalle musiki ile birlikte ozanlık geleneği bunların içinde de yayılmıştır. Zira Huriler gibi Caspilerin de çıkış noktaları Hazar Denizi’nin batı kıyıları ve Aras Nehri’nin güneyidir ve Hazar Denizi’nin başka bir adı da Caspin denizi olarak bilinmektedir. Caspi ve Hurilerin bu bölgelerde yaşayıp ozanlık sanatını ve geleneğini tanımamaları şaşırtıcı olur. Caspiler Hazer denizi bölgesi ve Kafkasya yöresine ait olan bir türlü sazı M.Ö. ikinci bin yılın birinci yarısında Mezopotamya bölgesine yayıldıklarını biliyoruz. Onların bu sazını, ozanların kopuzu ile mukayese etmek doğru olmaz ama yine de böyle bir musiki kültürüne yabancı olmayan Caspilerin ozanlık geleneğinden uzak olmaları pek mümkün görülmemektedir. Richard N. Fray’ın, Türklerde ozanlık geleneğinin Sasaniler döneminden sonra, özellikle Araplar döneminde son bulduğu görüşüne katılmamız sözkonusu dahi olamaz. Çünkü Türk dünyasının şaheseri olan Dede Korkut Kitabı, sözlü olarak İslamiyetten önce Azerbaycan topraklarında, İslam’dan sonra yazılı olarak Türkmen, Sahra, Gürgân, Horasan’ın kuzeyi ve Anadolu’da daha sonra Türk dünyası dışında bütün dünyaya yayılmıştır. Ozanlık geleneği, İslâmiyet döneminde Türk sultanlarının saraylarında önemli bir şekilde yayılmıştı. Dr. Behzad Behzadi’nin yazdığına göre ozan kelimesi 15. yüzyıla kadar devam etmiş ve sonradan ozan kelimesi Azerbaycan’da aşık (aşıg) ve Orta Asya’da bahşi (baksi) olarak isim değiştirmiştir.”


« Previous Entries